
|
||||||
| Bu Bölümlerimizi İncelediniz mi ?: |
Tarih Için özgürlük
Türk Tarihi
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | |||
|
FS Meraklısı
![]() |
Arkadaşlar..
Daha önceleri pek çok değişik forumda görmüş olduğum gibi burada da tarih köşesi ve tartışmalarının olduğunu görüyorum.Ancak o forumlarda tartıştığım kadar burda tartışmalar katılmak niyetinde değilim.Ancak olaki günün birinde böyle bir tartışmanın içinde kalacak olursam tarih için ne düşündüğümü aşağıdaki yazıyı okuyarak anlayabilirsiniz.Değerlendirmelerinizide ona göre yaparsınız.Ancak sizlerden ricam yazıyı özümsemeniz ve yaşamınızda bunu uygulayabilmenizdir. TARİH İÇİN ÖZGÜRLÜK DİYEN HERKESİN ÖNCELİKLE KABUL ETMESİ GEREKEN İLKELER. Tarih; gerçeğin peşinde olan insanların işi olmalı.Yoksa bir takım hesapları olanların ilgilendiği bir alan olmamalı tarih.“ Gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırmalı sözlerimiz. Gerçeğin yüzü kimi dehşete düşürecek, kime acı verecekse; onlar dehşete düşsün acı çeksin ! ” diyenBabür Pınar gibi düşünebilmeli her tarihçi. Çünkü Konfüçyus ; “ Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılıkta korkudan kurtarır.” derken doğru bilginin önemine atıfta bulunmaktadır.Tarihin neden çok önemli olduğunu Santaya “Tarihten ders almayanlar , kötü kopyalarını yeniden yaşamaya mahkumdur.” diyerek ortaya koymaktadır.Tarihin; bir ülkenin geleceğine vurduğu damganın önemi belirtmek için Winston Churchill’in; “Ne kadar geriye bakabilirseniz, o kadar ilerisini görebilirsiniz.” sözündeki derin anlamını kavrayabilmiş olması gerekir tarihle uğraşan herkesin. Tarihin bir devlet ve toplum için neden çok önemli olduğunu bu şekilde kısaca açıkladıktan sonra şu gerçekle de yüzleşmemiz gerekmektedir. İki kişi yada kültür çarpıştığında kaybeden silinir ve tarih “kazanan” tarafından yazılır.Kendi davalarını yücelten ve karşı tarafı küçük düşüren bir şekilde hem de.Çünkü tarih yapısı itibarı ile tek taraflı yazılmış ve üzerinde zorakide olsa uzlaşmaya varılmış bir tutanaktan başka bir şey değildir.Napolyon “Tarih üzerinde uzlaşmaya varılan bir masaldan başka nedir ki?” der. Ayrıca Fransız düşünürü Ernest Renan “Tarihi yanlış yazmak bir millet olmanın ayrılmaz parçasıdır.” Diyerek Napolyon’a haklılık kazandırmaktadır. Hal böyle olunca da Catherine Merland’ın dediği durum ortaya çıkıyor ki o da şudur. “Böylesine can sıkıcı olması hep tuhafıma gidiyor,çünkü çoğu uydurulmuş olmalı.” O halde kim komplo düzenler ve başarırsa o haklımıdır acaba ? İşte tamda bu nokta da şu soru ile karşı karşıya kalıyoruz. TARİHİ KİMLER YAZMALI ? Böyle bir soru karşısında çok önemli bir noktanın altını çizmek son derece önemlidir.Bugün gelinen bu noktada tabi ki tarihin bilim olarak inceliklerini öğrenmiş akademik öğrenim görmüş uzman kişilerce yazılmasının savunulması gerekmektedir. Ancak ülkemizde “Yakın Tarih” söz konusu olduğunda Türk tarihini; gerçek bilim adamlarının değil de bilim adamı kisvesi altındaki İDEOLOGLAR’ın yazdığına tanık oluyoruz. ( Gerçi bu türden şarlatan bilim adamları da bu emeklerinin karşılığını çeşitli üniversitelerde bölüm başkanlıklarını alarak almaktalar ) Dünyanın her yerinde herhangi bir ideoloji sahiplerinin yek diğerinin bulgularını yok sayarak veya bir kısım gerçekleri gizleyerek tarih yazmaya kalktıklarını üzülerek müşahede etmekteyiz.Ayrıca Bilim adamı kisvesi taşıyan ancak eylem ve söylemleri ile Rusya Devletinin “pravda gazetesi” yazarından yada Osmanlının resmi tarihçileri olan Vakanüvislerden farklı davranamayan insanların tarihi şekillendirdiklerine ve yön verdiklerine tanık olmak “Tarihe özgürlük” istememin başlıca nedenlerinden biridir. Ne yazık ki Türk tarihini bu gizli sayfaları ideolojik olarak birbirinden nefret eden ve birbirlerini anlamamakta adeta direnmeye kararlı olan kalemlerce yazılmaya kalkışılmakta gerçekler bölük pörçük olarak ancak bir iki “Gerçek Avcısı” yada “revizyonist tarihçiler” tarafından derlenebilmektedir. Hülasa bu anlamda Türk yakın tarihine bağımsız ve bağlantısız çalışan ve ideolojik kaygılarla tarihe yaklaşmayan tarih meraklıların katkısı ne yazık ki bilim adamlarından çok daha fazladır.Bu türden tarih meraklıları içinde gazetecileri de saymak mümkündür.Ancak tarihi gazetecilerin yazmasının bir olumlu, bir olumsuz yönü vardır. Gazeteciler olaya duygusal yaklaşıp tarihi hikayeleştirmekten kaçınmamaktadır. Bu hikayeleştirme gerçek ipuçlarını da zamanla şüpheli rivayet haline sokmaktadır. Öte yandan tarihe “İnsancıl” bir bakış açısı getirmek açısından son derece olumdur. Çünkü tarihi oluşturan insanlar da sonuçta nefes alan, yiyen, içen, dua eden, küfre kapılan, yanılan, isabet eden, sevişen, seven, nefret eden, kişiliği ve gururu olan şahsiyetlerdir. Ama ne olursa olsun tarih yazmaya kalkan bir gazetecinin de bilimsel kaygıları olmak zorundadır. Geçmişteki olayların değerlendirilmesine ilişkin olarak giderek sıklaşan siyasal müdahalelerle, tarihçileri , düşünürleri ve yazarları hedef alan adli davalardan etkilenerek, tarihle amatörce yada profesyonelce ilgilenen herkese aşağıdaki ilkeleri hatırlatmak istiyorum.Bu ilkelere sadık kalabildiğiniz ölçüde tarihçisiniz demektir.Yok eğer bunlar yarın karşılaşabileceğim herhangi bir bilgi ve belge karşısında bu güne dek öğrendiklerimi yada öğrettiklerimi sarsacak,ezberimi bozacak diye endişeleriniz varsa o zaman tarihi kişiliklere saygıdan önce kendinize olan saygıyı kaybetmişiniz demektir ki , bu tür insanlara tarihçi değil de fanatik yahut ideolog denmesi gerektiğini hatırlatırım. Nedir bu ilkeler ve neler olmalıdır diye düşündüğümüz zaman bunları aşağıdaki gibi sıralamak ve bunları da çoğaltmak mümkündür. -- “Tarih bir din değildir. Tarihçi hiçbir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağın önünde eğilmez, tabuları tanımaz. Tarihçi rahatsız edici olabilir. Hatta rahatsız edicide olmalıdır.” Hiçbir tarihçiden 5816 sayılı yasa gibi yasalarla koruduğunuzu zannettiğiniz değerleri korumasını bekleyemeyeceğiniz gibi; Gerçek manada bir tarihçiyi yasalarla ve yasaklamalarla doğru bildiğini söylemekten alıkoyamazsınız.Çünkü bu tür tarihçiler Arthur Schopenhauer'ın şu sözünü çok iyi bilirler: 'Tüm gerçekler üç aşamadan geçerler. Birinci aşamada herkesi güldürürler, ikincide vahşi bir dirençle karşılaşırlar ve üçüncüde aşikar bulunup kabul görürler.' -- “Tarih hafıza değildir. Tarihçinin yüceltmek ya da mahkûm etmek gibi bir rolü yoktur, o sadece açıklar.” Bağımsız ve bağlantısız bir tarihçinin bir devletin bekası gibi yada ulusal bir kahramanın karizması yada yaratılmış bir mit’in devamı gibi düşünceleri yoktur.O bulduğu gerçeği eklemeden yada çıkarmadan olduğu gibi insanlara aktarmayı düşünür.Bundan kimlerin zarar görebileceğinin hesabını yapmaz.Bulduğu belge ve bilgilerle kimseyi yargılamaz ve onu herhangi bir şeyle suçlamaya kalkmaz.Liderim böyle dediyse bu böyledir mantığı tarihçide olmaz. Tarihçiler ; “Rejimlerin yada herhangi bir ideolojinin tapınak bekçileri değildir.” -- “Tarih aktüalitenin kölesi değildir. Tarihçi geçmiş üzerine bugünün ideolojik şemalarını yapıştırmaz, geçmişteki olaylara bugünün duyarlılığını yerleştirmeye çalışmaz.” Tarihçi o bu gün yaşasaydı tıpkı bizim gibi düşünürdü şöyle söylerdi böyle yapardı maskaralıklarına kapılmaz .İlgilendiği olayın yada şahsın o günkü şartlarda ne dediğine bakar ve onu ortaya koyar.Buna yorum yapmak yada kendi ideolojisi doğrultusunda ekleme yada çıkarma yapmayı düşünmez.Ancak ülkemiz bunun acınası örnekleri ile doludur.Bu türden yalan yanlış bilgilerle yetiştirilmiş ve olaylara körü körüne bağlanmış bir nesilde mevcuttur. -- “Tarih hafıza değildir. Tarihçi bilimsel yöntemle insanların anılarını toplar, birbiriyle karşılaştırır, belgeler ve izlerle yüzleştirir ve olayları ortaya koyar. Tarih hafızayı hesaba katar ama ona indirgenemez.” Tarihçiyi bir tek kişinin anıları ile asla yönlendiremezsiniz.Çünkü o bilir ki olayı anlatan mutlaka olayın içine kendi duygu ve düşüncelerini de katmıştır ve olayı kendi zaviyesinden değerlendirmektedir.O yüzden de anlatılanın tarihi gerçekleri oluşturmada yetersiz kalacağını olayın içinde ki diğer şahıslarında olayı nasıl değerlendirdiklerini onların bilgi ve belgelerini de görmek ister ve bunları tüm insanlarla paylaşmaktan sonuçları ne olursa olsun haz duyan insandır.Gerçek tarihçiler “Ülke Menfaatlerinden Önce” tarihe ve tarihi kişiliklere saygı duyarlar -- “Tarih bir hukuk konusu değildir. Özgür bir devlette tarihsel hakikati tayin etmek ne parlamento ne de adli mercinin işidir. Devlet politikası, ne kadar iyi amaçlar taşırsa taşısın, tarihin politikası değildir.” Tarihçi tarihi gerçekleri dile getirirsem bunun hukuki sonuçları olur mu olmaz mı diye düşünmeyen insandır.Çünkü bilir ki Galieo’yu da engizisyon mahkemesi haksız bulmuştu. Ancak zaman kimin haklı olduğunu gösterdiği gibi tarihçinin gösterdiği gerçekleri kabul etmeyenden tarihin kendisinin bizzat intikamını alacağını bilir.Tarihi gerçekleri mahkeme kararları ile ortaya konanı yasaklayarak bastırmak mümkün değildir.Bu türden maskaralıklara hiçbir şekilde tevessül edilmemesi gerekir. Fakat maalesef ülkemizde tarihe ve tarihçiye baskı uygulayabilmek için bir takım yasalar ve yasaklamalar çıkartılmıştır. 13 Temmuz 1990, 29 Ocak 2001, 21 Mayıs 2001, 23 Şubat 2005 tarihli yasalar yukarıda kısaca izahına çalıştığım bu ilkelere aykırı bir biçimde tarihçinin özgürlüğünü kısıtlamakta, yaptırımlar dayatarak ona neyi araştırması ve neyi bulması gerektiğini söylemekte,bunun için yöntemler buyurmakta ve sınırlar dayatmaktadır.Oysaki dünyada bildiğimiz en baskıcı ülke ve onun liderlerinden biri olan Lenin ; “Herkesin hoşuna giden şeyi en ufak bir sınırlamaya sokmadan okumak ve yazmak özgürlüğü vardır ... Söz ve basın özgürlüğü tam olmalıdır. Ama örgütlerin de özgürlüğü tam olmalıdır. Ben sana söz özgürlüğü adına istediğin gibi bağırma, yalan söyleme ve yazma hakkını tam olarak tanıyorum. Ama sen de bana örgütlerin özgürlüğü adına, şunu ya da bunu söyleyen kimselerle bir ittifak kurma ya da ittifakı çözme hakkını tanımalısın.” sözlerini yerine getirebildiğiniz ölçüde demokratsınız ve cumhuriyetçisiniz demektir.Bu sözdeki manayı kavradığınızda ise ülkemizin adı her ne kadar “Türkiye Cumhuriyeti” ise de bu ülkedeki rejimin gerçek bir “Cumhuriyet” olmadığını hemen fark edersiniz. Mustafa Kemal ; “ Herhangi bir tarihi elinize aldığınız zaman onun gerçeğe uygun olup olmadığına güven duymak için dayandığı kaynak ve belgeleri araştırılır. Bizim şimdiye kadar doğru bir milli tarihe malik (sahip) olmayışımızın sebebi, tarihlerimizin, hakiki okuyucuların belgelere dayanmaktan ziyade, ya birtakım meddahların veya birtakım kendini beğenmişlerin hakikat ve mantıktan uzak sözlerinden başka kaynak bulamamak bedbahtlığıdır.( talihsizliğidir.)” demiştir. ( Utkan Kocatürk,“Atatürk’te Gençlik Kavramı ve Atatürkçü Gençliğin Nitelikleri”, Atatürk Araştırma Dergisi,C.II,Sayı:4, Ankara 1985,s.163 ) Eğer Mustafa Kemal < Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.> demişse bunun gereğini yapacağız.İlmin tüm kuralları ile tüm gerçekleri tartışacağız.Türk tarihini incelerken ve tartışırken; Tartışmaların ucu olumsuz bir şekilde Mustafa Kemal’e ve devletin yüce bekasına dokunacak bile olsa.Ancak bu şekilde doğruyu bulup vicdanlarımızı rahatlatabiliriz.Birisine haksızlık yapılmış olup olmayacağı düşüncesi ile içimizi kemirmektense ne varsa konuşmak daha sağlıklıdır diye düşünüyorum.Hamidiye Kahramanı dediğimiz Rauf Orbay’ın vatan hainliği ile suçlanarak ülkeden sürülmesi, Sultanahmet meydanının Dişi amazonu ve halkın duygularının aracısı Halide Edip Adıvar’a vatan haini demek, yahut devletin kasasından para ödeyemeyeceği için kendi özel eşyalarını satarak elde ettiği parayı Mustafa Kemal’in cebine koyup onu Anadolu’ya yollayan Vahdetin’e hain sıfatı yakıştırmak veya burada adını sayamayacağım kadar çok ismin önüne vatan haini yakıştırmasını ekleyerek onları tarihin karanlık sayfalarına kapatıp, kendi mevki ve makamları ile iktidarlarını düşünenlerin sözlerini Türk tarihinin gerçek vesikaları olarak kabul etmediğimin bilinmesini isterim.Bu tür yanılgı içinde olanları amatör yahut profesyonel tarihçi olarak kabul etmediğimi ve ciddiye almayacağımı baştan beyan ederim.Bu tür davranışları sergileyenlerin devletin bağımsızlığı ve bütünlüğü ile milliyetçilik dolu sözlerinden şüphe ederim. Montaigne çok beğendiğim bir sözünde ; < Gerçeği istediğim kadar değil,göze alabildiğim kadar söylüyorum.Yaşlandıkça biraz daha fazlasını göze alabiliyorum.> der.Tıpkı bunun gibi bende bu saatten sonra göze alamayacağım hiç bir şeyin olmadığına inanıyorum. Artık hayatta canımdan başka kaybedebileceğim hiçbir şey olmadığı için ne yasalarla gerçeği söylemekten beni alıkoyabilirler ne de tehdit ve baskılarla susturabilirler. Umarım tarihe nasıl baktığımı hiçbir tarihi kişiliği bir diğerinden üstün yada aşağı görmediğimi Sezar’ın hakkının Sezar’a verilmesi gerektiğine inandığımı bu yazıyla anlatabilmişimdir.Tarih konusundaki paylaşımlarda ve tartışmalarda Bunun dışındaki hiçbir şeyin benim için değeri ve önemi yoktur. Gördüğünüz gibi yazıda pek çok tarihçiden alıntı yaptığım gibi yakın tarihimizin önemli şahsiyetlerinin adlarınıda kullandım.Dünyadan ve ülkemizden örneklerle tarihe karşı nasıl yaklaşımlar sergilendiğinide yasa adları ve tarihleri ile birlikte lider adalarınıda vererek göstermeye çalıştım.Bundan sonrası size kalmış ve tarih tartışmalarınızda umarım bunları dikkate alırsınız.Almazsanızda canınız sağolsun zira ben tartışmalara katılmamakta kararlıyım.Çünkü müzik dinliyo olacağım o sırada. Kalp kalbe karşı derlerrr...
|
|||
|
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Özgürlük.. | SILA_20 | Şiirler | 1 | 03-03-2008 15:38 |
| Özgürlük | TuaNa | Hayata Dair | 0 | 24-01-2008 16:44 |
| ÖzgüRLük HeykeLinin BiLinmeyen ÖyküSü | KubiLay | Dünya Tarihi | 0 | 13-01-2008 14:02 |
WEZ Format +3. Şuan Saat: 14:22.








Kalp kalbe karşı derlerrr...

















Normal


