
|
||||||
| Tartışmalar Gündemdeki Tartışmalar.. |
| Bu Bölümlerimizi İncelediniz mi ?: |
Şimdi ÜCRETSİZ Üye Ol!
|
Önyargılar olmalımı olmamalı mı
Tartışmalar
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | |||
|
FS Meraklısı
![]() |
hey allahım ya.Arkadaşlar yahu ne kadar önyargılısınız hepiniz.Hemen bizim mevzuyu kapatmışsınız sonunda ne diyeceğimizi bilmeden görmeden.mevzular konuşulurken biraz elbette sağa sola kayabilir ama bu konuyu bırakıp tepişeceğimiz anlamına gelmez dimi ama.
Yahu türkiyede yaşayan biri olarak Baykal taktiği uyguladığımızı ( yani hafif yollu gerilim konuya müşteri toplamak için) anlamadınız mı ? İnsanlar anılarını bile anlatırken hanyadan girip konyadan çıkarken biz azcık zapıttık diye böyle bişi yapılır mı ? Oysaki ben daha son yazımı yazmamıştım.Tabancamda son bir mermi kalmıştı onuda burda atayım bari. Bi daha da böyle olmasın.Konu kapatılmaz tartışmak istemeyen bırakır gider olur biter.Atla deve değil ya. Neyse bari şu yazıları burda yazayımda aklımda kalmasın.![]() günlerdir burada idam ve kısas konusunda yapmış olduğumuz tartışmanın bazı arkadaşları gerdiğini üzdüğünü fark ettiğim için hem Fezeyan’dan hem de onlardan özür dilemek adına ve ortamı eski durumuna döndürmek için sizleri de bu arada eğlendireceğini eğlendirirken de düşündüreceğini düşündürürken de öğreteceğini düşündüğüm birkaç hikaye yazmak istiyorum.Bu vesile ile kalbi kırılanlar olmuş ise onlardan özür diliyor kafasını şişirdiklerimden de helallik rica ediyorum.Varsa benden yana bir hak helal hoş olsun hepinize. “Aşağıda verilen öyküde, sadeliğin, yalın dikkatin önemi gösterilmektedir.: Halktan biri bir gün Zen ustası Ikkyu’ya şöyle dedi: “Usta, bana en üst bilgeliğin kurallarını lütfen yazar mısın.?” Ikkyu hemen fırçasını aldı ve “Dikkat” kelimesini yazdı.” “Hepsi bu mu?” diye sordu adam.”Başka bir şey eklemeyecek misin?” Ikkyu bu kez ikincisini yazdı: “Dikkat ,Dikkat.” “Evet, ama”, dedi adam canı sıkılarak, “Bu yazdıklarınızda bir derinlik ve gizlilik göremiyorum.” Ikkyu bu kez de aynı kelimeyi ardarda üç kere yazdı: “Dikkat,Dikkat,Dikkat.” Adam yarı kızgınlıkla sordu: “Dikkat kelimesinin anlamı nedir Allah aşkına.” Ve Ikkyu sakince cevapladı: “Dikkat’in anlamı Dikkat’tir.” Buda herkesin bir şeyleri bilebileceğini ancak nihayetinde bunun bile belli bir noktaya kadar olduğunu anlatan ve tasavvufun alanına giren bir hikaye. Bir gün bir kağıt üzerinde gezintiye çıkan bir karınca,kağıt üzerine siyah çizgiler çizen bir kalem gördü. “Bu ne kadar güzel bir şey” dedi karınca . “Kendisinin yaşamı ile birlikte bu harikulade şey, dünyadaki bütün karıncaların harcadığı çabaya eşit bu enerjiyle bu güzel yüzeyin üstüne eğri büğrü şeyler yapıyor.Ve lekeler yapıyor.Bunlar karıncaları andırıyor:Birini değil,ama bir arada çalışan milyonlarcasını.” Kendisi kadar meraklı bir başka karıncaya düşüncelerini tekrarladı.Diğer karınca birincinin gözlem gücünü ve düşüncesini övgüyle karşıladı. Ancak diğer bir karınca “kabul etmeli ki,çabalarınızı kullanarak bu garip nesneyi gözlemledim.Ancak,bu işin ustasının o olmadığını belirledim.Siz,bu dolmakalemin,onu çevreleyen ve onu hareket ettiren bazı diğer nesnelere bağlı olduğunu fark etmediniz.Bunlar,hareket eden etmenler olarak görülmeli ve ona göre değerlendirilmelidirler.” Böylelikle karıncalar,elleri keşfetmiş oldular. Uzun bir süre sonra diğer bir karınca parmakların üzerine tırmandı ve ayrıntılı bir araştırmayla bunların bir eli oluşturduğunun farkına vardı. Arkadaşlarına dönerek, “Karıncalar” diye bağırdı, “Sizin için önemli haberlerim var.O küçük nesneler daha büyük bir şeye bağlı ve onları hareket ettiren de bu.” Daha sonra ise,elin bir kola, kolun bir vücuda bağlı olduğu ve yazı yazamayan ayaklarında bulunduğu keşfedildi. Araştırmalar sürdü.Karıncalar ,yazma mekanizmaları hakkında tam bir fikre sahip oldular. Ancak kendi alışılmış araştırma yöntemleriyle yazmanın anlamını ve amacını ve son kertede nasıl denetlendiğini bulamayacaklardır.Çünkü onlar “Okur-yazar”dırlar. Artık bunu da bu tartışmayı izleyenlerin bazı şeyleri öğrenebilmeleri adına günlerdir burada kayıkçı kavgası yapmış olduğum Fezeyan’a ithaf ediyorum. Umarım bu tartışmalardan almanız gereken dersleri almışsınızdır. SUDA YÜRÜYEN ADAM Disiplini sıkı bir tarikate mensup bir derviş bir gün nehir kıyısında yürüyüşe çıkmıştı.Bağlı bulunduğu tarikatta da yoğun olarak işlenen ahlaki ve skolastik sorunlar üzerine yoğunlaşmakla meşguldü.O,dugusal olarak bağlı bulunduğu dini,nihai Hakikat’ın araştırmasıyla aynı şey kabul ediyordu. Aniden şiddetli bir ses düşüncelerini böldü: Birisi yüksek sesle zikir yapıyordu.”Bunda bir gariplik var” dedi kendi kendine,”Çünkü adam heceleri yanlış söylüyordu. YA HU yerine U YA HU diyor.” Titiz bir öğrenci olarak , belki de,doğrusunu öğrenmek için hiç fırsatı olmamış ve sesin ardındaki fikre uyum sağlamak için elinden gelenin en iyisini yapmakta olan bu adama doğrusunu öğretmenin görevi olduğunu düşündü. Bir kayık kiralayarak sesin geldiği yöne doğru kürek çekmeye başladı.Orada,derviş giysileri içinde,tarikatın emrini tekrarlayıp duran,kamış bir kulübede oturan bir adama rastladı.”Arkadaşım” dedi,birinci derviş,”kelimeleri yanlış söylüyorsun.Bunu sana öğretmek benim görevim,çünkü bir doğruyu hatırlatan da,hatırlatılan da sevap işlemiş olur.Sen yanlış şekilde zikir çekiyorsun” diye ona anlatmaya başladı. Diğer derviş alçak gönüllülükle teşekkür etti. Birinci derviş , hayırlı bir amelde bulunmanın tatminiyle tekrar kayığına bindi.Bununla beraber , kutsal bir formülü ( zikir kelimesini ) doğru olarak tekrarlayan birinin denizin üstünde dahi yürüyebileceği aklına geldi.O bunu hiç görmemişti,ama bazı nedenlerle bunu başarmayı çok istiyordu. Artık kamış kulübeden hiç ses gelmiyordu,ama verdiği dersin çok iyi anlaşıldığından da emindi.Ardından,ikinci dervişin kelimeyi eski kullandığı biçimde tekrar kullanmaya başladığı izlenimini veren tereddütlü bir U YA duydu. Birinci derviş insanların ne kolay yanıldığını ve hatalarını nasıl da sürdürdüğü yolunda düşüncelere kafa yorarken aniden garip bir şey gördü.Diğer derviş suyun üzerinde yürüyerek adadan ona doğru geliyordu. Şaşkınlıkla kürek çekmeyi bıraktı.İkinci derviş ona doğru geldi ve “Kardeş, seni rahatsız ettiğim için üzgünüm ama bana anlatmış olduğun doğru zikir usulünü sormaya geldim.Onu hatırlamak bana çok zor geldi de.” ( Roberte Ornsteın,Yeni bir psikoloji, s.107-108 ) Bu hikayede anlatılmış olan suda yürüyen derviş ben oluyorum.Karada gezinen ise Fezeyan. O daha suda yürüme mertebesine gelemedi. Fezeyan suda yürüme mertebesine geldiğinde ben uçma mertebesinde olacağım. Bu da işin latifesi olsun. Fezeyan ben bırak bir mertebeye gelmeyi pusulası kırık rotayı şaşırmış bir taka gibiyim.İdare ediverin artık. :love0038:
|
|||
|
![]() |
Konudaki Cevap Sayısı: 33 Konunun devamını görebilmeniz İçin Üye olmanız gerekmektedir Lütfen Üyelik İçin tıklayınız.. |
![]() |










Yahu türkiyede yaşayan biri olarak Baykal taktiği uyguladığımızı ( yani hafif yollu gerilim konuya müşteri toplamak için) anlamadınız mı ?
Bi daha da böyle olmasın.Konu kapatılmaz tartışmak istemeyen bırakır gider olur biter.Atla deve değil ya. Neyse bari şu yazıları burda yazayımda aklımda kalmasın.
:love0038:


















Normal


